JEAN MICHEL BASQUIAT

09 Ekim 2020
Zamanın birinde, sihirli bir taca sahip olan küçük bir prens varmış ve bir gün, kötü kalpli büyücü onu kaçırmış. Onu dev bir kuleye kapatmış ve sesini de alıp götürmüş. Kulenin parmaklıklarla kaplı penceresi varmış ve prens, kafasını sürekli parmaklıklara vurarak birilerinin onu duymasını ve kurtarmasını umuyormuş. Tacın çarparken çıkardığı ses daha önce kimsenin duymadığı, öylesine büyüleyici bir sesmiş ki herkes tarafından hayranlık uyandırmış, çok kişi tarafından duyulmuş ve sevilmiş. Prens hiç bulunamamış, o kuleden çıkmayı hiç başaramamış olsa da, çevresinde yarattığı o muhteşem yankı herkes tarafından fark ve takdir edilmiş ve her şeyin içini güzellikle doldurmuş… 

Pop kültürün en önemli temsilcilerinden Andy Warhol’un saygısını ve arkadaşlığını kazandıktan sonra şüphesiz ki sanat ve moda dünyasında daha sık adı duyulmaya başlıyor Jean Michel Basquiat’ın. Adeta bir popüler kültür figürü haline gelmeye başladıktan sonra, Blondie’nin “Rapture” klibinde oynuyor, Rei Kawakubo’nun Comme des Garçons defilesinde podyumda yer alıyor, limuzine biniyor ve burjuvaziye yeniliyordu. Ama gerçekte, aslında içinde yaşadıklarını hiçbir zaman aklından çıkartamadı ve 1988 yılında aşırı dozda uyuşturucu alımından hayatını kaybetti.

 Sadece aşık olduğu, severek yaptığı bir şeyi tutkuyla herkesle paylaşmak istedi Jean Michel Basquiat, afro-amerikan kökeninden dolayı her zaman gölgede kalmaktan korksa da asla gölgede kalmadı, sesini moda dünyasından batı yakasının en önemli sanat eleştirmenlerine duyurdu, New York Times’a kapak oldu ve kısa süren hayatına tamamlayamadığı pek çok başarı öyküsü sığdırdı. Günümüzde öldükten sonra o dönem beyazların domine ettiği sanat dünyasında, eserleri milyon dolarlara satılan ilk siyahi kökenli ressam olarak 2017 yılında tarihe geçti. Basquiat, bir röportajında sanatı, kendini ifade etmenin en iyi yolu olarak tanımlarken eserlerinde sanattan değil, hayattan ilham aldığını açıklamıştır.